Dilimize Fransızca “rôle” kelimesinden geçen “rol” sözcüğü Türk Dil Kurumu tarafından dört farklı şekilde tanımlanmıştır: İlki bir sinema veya tiyatro oyuncusunun canlandırdığı hareketler bütünü, ikincisi bir işte kişiye düşen görev, üçüncüsü gerçek olmayan davranış, sonuncusu ise bir kişinin üzerinde bırakılan etki şeklindedir. Bizler ise rol kelimesine karşılık gelen bu dört tanımı ve daha fazlasını farkında olmadan günlük hayatlarımızda cümle içerisinde kullanır gibi yaşıyoruz. Sokakta yabancıyken dostumuzun yanında sırdaş, duygusal ilişkide sevgiliyken annemizin yanında çocuk, sevgilimizin karşısında anneyken babamızın yanında yetişkin, iş yerinde sadık bir çalışanken kendimizin yanında sahtekar… Ötekinin bizden beklediği, bizim kendimizden istediğimiz, zorunluluklar, gereklilikler ve bir takım arzular hayatın akışı içerisinde kapılıp giderken bizim de durup “ne oluyor yahu?” demeye vaktimiz kalmıyor. Doğrusu bunu durup düşünmeli miyiz, bilmiyorum. Benim için asıl mesele ki ben bunu tehlikeli buluyorum: yapışıp kalınan, insanın üzerinde bir ceket gibi taşıdığı, değiştirmeye de niyeti olmayan, evin babalarımızın oturmaktan ortası göçmüş o koltuğundaki gibi sabit ve hareketsiz roller. “Örümcek Adam: Eve Dönüş Yok” filminde Tony Stark, Peter Parker’dan kostümü geri vermesini istediğinde Parker “Lütfen, her şeyim bu. Kostümsüz bir hiçim” yanıtını verir. Bunun üzerine Stark “Kostümsüz bir hiçsen zaten senin olmamalı.” der. Bir yeteneğe, bir mesleğe, bir uğraşıya sahip olmak bizi sahip olduğumuz o şey yapar mı? Peki sahip olduğumuz o şeyi hayatın her alanında kullanmaya kalkmak işlevsel mi? Sanırım burada şunun ayırdını yapmak gerekiyor. Kostüm bizi koruyan bir şey ve bu yüzden mi ona sımsıkı sarılıyoruz yoksa bir başkasının giymesine izin vermeyecek şekilde onu alıkoyuyor ve o kostümün bize sunduğu konumu işgal mi ediyoruz? O konumu bırakmak kendimizden bir şey eksiltmeyi gerektiriyor ki o da tam ve gücü her şeye yeten, her şeyi “bilen” hatta öteki adına da “bilen” bir kişi olduğumuz yanılsamasından kurtulmak anlamına geliyor. Tüm cümlelerde aynı kelimeyi kullanıp farklı anlamlar yaratamayacağımıza göre tek bir rolle yaşamın içerisindeki farklı oyunları da oynayamayız. Tabii ki burada rolden kastım olduğumuz kişinin dışına çıkıp kendimize yabancılaşmak ve salt ötekinin arzusuna göre hareket etmek değil. Çocukla çocuk olmak deyiminin pozitif anlamında olduğu gibi bazen karşımızdaki kişinin de ona ihtiyacı olduğunu görüp kostümü ona bırakmak ve sırtımıza başka bir kostüm geçirebilmek… Bunun için de biraz eksilmeye, farklı konumları da alabilmeye, kendimize söylemin içerisinde hareket etmeye izin vermek gerek… Örümcek Adam filminde, Parker’ın örümcek adam kostümünü bırakması gereken anda, bu durum “mahallenin kurtarıcısı” konumunu da terk etmesini gerektirdiğinden, bu konumdan vazgeçmeye pek de niyetli olmaması çok daha büyük tehlikelere yol açıyor. Tony Stark bunun farkında ve artık yasayı dayatan konumundan seslenirken biraz da ironi yaparak “Tanrım, babam gibi konuştum.” diyor. Marvel evrenine göre gerçekten de kurtarılması gereken bir mahalle var. Ama bir de kurtarılması gereken bir mahalle yokken kurtarıcı fantezisine kapılanlar? Veya insan şunu da soruyor “Peki mahalleli gerçekten kurtarılmayı istiyor mu?”
Category: Yazılar
